Mesut Urgancılar Kimdir?

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Bir süre önce BJK Teknik Direktörü Sergen Yalçın sözleşmesi ile ilgili açıklamaları sonrası  Acun Ilıcalı ile girdiği diyaloglar sonucu son günlerde çok tartışılan  Mesut Urgancılar kimdir?

Mesut Urgancılar 1967 yılında İnegöl’de dünyaya gelen ve eğitimini ODTÜ’de tamamladıktan sonra otomotiv yedek parça sektöründe iş hayatını sürdüren Urgancılar Fikret Orman’ın 2012 yılında Başkan olmasıyla birlikte Beşiktaş Kulübünde Genel sekreterlik görevine  getirilmiştir.

Kısa bir süre önce Sergen Yalçın ile ilgili  “Amacımız önce şampiyonluk sonra Sergen Yalçın’ın yeni kontrat konusuna bakılacaktır.” diyerek yaptığı açıklamalarla Beşiktaşlı taraftarlar tarafından tepki çeken Mesut Urgancılar Genel Sekreter olarak görev aldığı 2012 Yılında Haluk Levent hakkında söylediği “Haluk Levent’in sanat yaşamı bitmiş, Besiktaş üzerinden reklam yapıyor” sözleri büyük yankı uyandırmıştı.

Geçtiğimiz günlerde Ahmet Nur Çebi’nin Fikret Orman “Ernst & Young raporları ile ilgili “yanında götürdü” iddialarını ortaya çıkmış ve eski Başkan Orman “ “Ernst & Young Raporu alındığı zaman Ahmet Bey 2. Başkanımızdı. Mesut Urgancılar da genel sekreterimizdi. Rapor ile ilgili tüm süreçlere onlar hakimler. Hatta hukuki konularda avukatlarla yapılan görüşmeleri de biliyorlar. Bu konuda avukatı bulanda Mesut Urgancılar’dır. Avukatıda bulan ve beni görüş almaya götüren yine Mesut Urgancılardır..” demesiyle gözler Mesut Urgancılar’a çevrilmişti.

Ancak bir yıldan uzun bir süredir 2009-2019 yılları arasındaki faaliyetler ile ilgili KPMG firması tarafından özel inceleme yaptırılan denetleme raporunda olduğu gibi bu rapordan da hiç bir açıklama gelmemişti.

Şanssız tartışmalarla gündeme gelen genel sekreter Urgancılar aslında ODTÜ sevdalısı Mesut Urgancıların gençliği, üniversite yılları, nasıl Beşiktaşlı olduğu, yöneticiliğe nasıl adım attığı ile ilgili bilinmeyenleri sizler için derledik.

İşte 2012 yılında Beşiktaş Dergisi Aralık sayısına yaptığı özel açıklamalardan önemli bölümler;

Hiç futbolcu olma hayali kurdunuz mu?  
Hiç öyle hayaller kurmadım ama futbolun hayatıma  çok katkısı oldu. Ekip ruhuyla birlikte iş yapabilmeyi, haftada 5-6 idmanla disiplinli ve sağlıklı bir gündelik yaşam sürmeyi o günlere borçlu olduğumu düşünüyorum. Hayatımdaki belirleyici unsurlardan biridir, İnegöl’de yaşamış olmak. Kasabadaki insan ilişkileri, onların sıcaklığı, insanların birbirlerine kolay dokunabilirliği önemli etmenler ve hayatımın her alanında o günlerin etkilerini gördüm. ODTÜ de beni şekillendiren unsurlardan biridir. Açıkçası, bu tip kimlikleri ön plana çıkarmayı sevmem ama ODTÜ’lü olmaktan gurur duyuyorum. Tıpkı Beşiktaşlılık gibi, ODTÜ’lülük de bir yaşam biçimidir. Yaşamı farklı algılayışın ya da dünyaya bambaşka açılardan bakabilmenin okuludur ODTÜ ya da en azından bizim zamanımızda öyleydi. Öğrenimin olmadığı, eğitimin olduğu bir yerdir ki bu nedenle iş hayatında ya da özel hayatta ODTÜ mezunları hep farklıdır. Bu da  geleneklerini halen yaşatıyor olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

“Çocukluğumda kendimi Galatasaraylı sanıyordum.”

Küçük bir kasabada büyümek, taraftarlık duygunuzun oluşması ya da beslenmesi açısından da birçok zorluğu barındırıyordur. Sizin Beşiktaşlılığınız nereden geliyor?
Ben birçok Beşiktaşlı’nın övündüğü gibi doğuştan Beşiktaşlı değilim. Babadan bir Beşiktaşlılığım da yok. Benimki kendi yüklediğim anlamlarla, kendi gördüklerim ve yaşadıklarım neticesinde bir seçim, bir tercih… Çocukluğumda kendimi Galatasaraylı sanıyordum. Çünkü babam ve amcalarımdan birisi Galatasaraylı’ydı. Ama az önce de söyledim, tarla ve mandıranın dışında okula gitmeden önce ve sonra benim için merkez, bakkal dükkanıydı. O bakkal dükkanında da bize yardımcı olan öğretmen Mehmet Tiryaki Beşiktaşlı’ydı. 12 Eylül öncesi İnegöl’deki genel sağ tandansa rağmen, sol da iyi bir örgütlenmeye sahipti. Bizim bakkalın oralarda ablalar, abiler toplanır, yürürlerdi. Ben de bakkalda kitap okumaya çalışan bir çocuk olarak, ne oluyor, ne bitiyor diye merakla bakardım. Sokaklardaki şiddet günden güne artıyor, delikanlıların, genç kızların büyük çoğunluğu kasabayı terk ediyorlardı. Kasabaya  kasvet ve ıssızlık çökmüştü. O günlerde yolum İstanbul’a düştü ve İnönü Stadı’nda Beşiktaş’ın bir maçına gittim. Maçın başlama düdüğüyle beraber bütün taraftarlar sahaya sırtlarını döndüler, maçı bir tek ben seyrediyorum. Hatta tepki de aldım ama çocuğum. Bir süre sonra sırtı dönük olan insanlara ben maç anlatmaya başladım. İlk yarı öyle bitti. İkinci yarı başlarken, ilk yarıdaki ritüelin tam tersi oldu, hakemin başlangıç düdüğüyle sırtı sahaya dönük olan taraftarlar yüzlerini sahaya döndüler. Gök gürültüsünden şiddetli, insanın tüylerini diken diken eden bir sesle, “Başın öne eğilmesin, aldırma Kartal aldırma” başladı. Kilitlendim, kaldım… Ve o anki çocuk aklımla kasabayı terk eden ablaların, abilerin orada olduğunu düşündüm. Çünkü söylenen, onların türküsü, onların marşıydı. O günden sonra isteyerek ve bilerek kendimi Beşiktaşlı addettim. Beşiktaşlılar’ın farklılıkları, dünyayı algılayış şekilleri ve birbirleriyle olan ilişkileri ile oluşan Beşiktaşlılık mefhumu da tıpkı ODTÜ’lülük gibi yaşam biçimimi şekillendiren en önemli etmenlerden biridir, yol haritamdır. Eğitim gördüğüm ODTÜ de, 1980 sonrasında ayakta kalan birkaç iyi eğitim kurumundan biriydi. Türkiye’de de bambaşka rüzgarlar esmeye başlamıştı. “Benim memurum işini bilir” denilerek  köşe dönücülüğün teşvik edildiği bir dönemde Beşiktaş, altyapısıyla, kendi gelenekleriyle, biraz da Süleyman Seba’nın kişiliğinde oluşan özellikleriyle -ki bunlar ahde vefa, alçak gönüllük, ilkeli olmak, herkese karşı kucaklayıcılık- yaşamımda bambaşka bir olgu oldu. 1990 yılında üniversiteyi bitirip İstanbul’a gelerek Beşiktaş’ı İnönü Stadı’nda yaşamaya başlayana kadar, günden güne içimde büyüttüğüm bir Beşiktaşlılık’la, Beşiktaş’a yüklediğim anlamlarla, Beşiktaş’ı uzaktan sevdim.
TAKIMIN DURUMU
Antrenmanı izleyince nasıl oynayacağımızı bilecek kadar futbolun içinde değilim. Stad için şunu söyleyebilirim, çok kısa zamanda çok iyi bir hale gelmiş. Çalışanlara organize edenlere tek tek teşekkür ederim. Başta Berkan Gocay’a teşekkür ederim. Futbolcular birbirleri ile şakalaşmaları heyecan vericiydi. Yavaş yavaş da olsa takım olma yolunda ilerliyoruz. Umarım Pazar günüde aynı şekilde gülüyor oluruz.GALATASARAY YÖNETİMİNE GÖNÜL KIRGINLIĞI
Ezeli rekabete dair söyleyecek bir şey yok. Ancak taraftara şirin gözükmek için Galatasaraylı dostlarımızdan bazıları sağ olsunlar ağzına geleni söylediler, esirgemediler. Bu anlamda bir gönül kırgınlığı ve ağırımıza giden tarafları olmuştur. Bunlar kötü birer hatıra olarak kalır. Ben Galatasaraylı bir ailede büyüdüğüm için mecburen Galatasaraylı gibi gözüken bir çocuktum. Ama kendi fikrim oluştuktan sonra Beşiktaşlı oldum. Babam Galatasaraylı’ydı. Benim için Galatasaray Metin Oktay’dır. Bugün rahmetli olan Metin Kurt’dur. Bugün Galatasaraylı dostlarımız ile konuştum. Galatasaray maçlarından önceki Efsaneler programında  Metin Kurt’u ağırlamadılar. Bunun acısını çekiyorlar. Galatasaray sayesinde benim aklıma şerefli ikincilikler geliyor. Eğer hal böyle ise Galatasaray karşılaşmalarında galibiyet hakkı sadece Beşiktaş’ındır. Ezeli rekabet deniyorsa biz kazanmalıyız. Ne olursa olsun kazanmamızı gerektiren kulüp Galatasaray’dır.

Peki, Beşiktaşlı olmanızı sağlayan o maçtaki protestonun amacı neydi?
Daha sonra Tuğrul Yenidoğan ile araştırdık. Onun kayıtlarına göre Gaziantepspor maçıymış. Protestonun amacı da, Beşiktaş’ın bir önceki hafta kupa maçında Lüleburgaz’a elenmiş olmasıymış…

“Ben hiç kapalı çocuğu olmadım. Numaralı’yla tanıştım”

Yönetici olmadan önce hangi tribünde maçlarımızı izliyordunuz?
Beşiktaş’taki adetlerden birisidir, herkes “Kapalı çocuğu” olduğunu söyler. Ben hiç olmadım. Numaralı’yla tanıştım ve hep oradan kombinem oldu. Ama bunun dışında arkadaşlarımla, dostlarımla beraber olmak için de bazı sezonlarda Kapalı ya da özellikle Eski Açık kombinem oldu. Burada belirleyici olan da, çok uzun süredir maçları birlikte seyrettiğim dostlarımdır. Beşiktaşlılar onları “İrlandalılar” olarak tanırlar.

Genel olarak sakin bir profil çiziyorsunuz. Maç izlerken de sakinliğinizi koruyabiliyor musunuz?
Genelde evet… Sahada çok bariz bir haksızlık görmüyorsam sakinim, kaldı ki bu sezon özellikle futbol maçlarında gördüğümüz kanaatindeyim. O zaman en fazla yaptığım, kendi kendime söylenmektir. Eskiden daha fevriydim, yaşam daha doğrusu ailemdeki sağlık sorunları sakin olmayı öğretti.

Beşiktaş’a yönetici olmaya nasıl karar verdiniz?
Hayatın her alanında örgütlü olmanın gerekliliğine inanan bir insanım. Bir zamanlar, kendimce Beşiktaş ve birçok spor kulübü için örnek olması gerektiğine inandığım bir model vardı. Biliyorsunuz, kulüplerde birçok farklı dernek bulunuyor. Ayrı ayrı çok sayıda dernek yerine bunların tek bir taraftar örgütlenmesi çatısı altında toplanması gerektiğine inanıyordum. 2001-2003 yıllarında Beşiktaş’ın adının geçmediği, logosunun kullanılmadığı oluşumlardan birisi Siyah-Beyaz’dı. Onun çatısı altında tüm dernekleri bir araya getirip, iktidarı hedeflemeyen ama gölge iktidar gibi kulübün her konuda destekçisi olan bir taraftar örgütlenmesi olması gerektiğine inanıyordum ve bu amaçla da o yıllarda Siyah-Beyaz’ın başkanlığını yaptım.  Beşiktaşlı yöneticilerin hiçbirisini tanımıyordum. Böyle olması gerektiğine inanıyordum. Tanıdığım Fikret Orman’dı. Arkadaşlığımız, dostluğumuz yılda birkaç kez yenilen  yemeklerde konuşulan Beşiktaş’ın problemleri ve nasıl halledilebileceğine dair dertleşmelerimizle gelişti. Seçim sürecinde kendisi “Beraber çalışabilir miyiz?” diye sordu  ve kabul ettim. İyi olsun isteyerek eleştirilerimizi yapıyoruz ama iş taşın altına el sokmaya geldiği zaman nedense çeşitli bahaneler üretiyoruz. Böylesi bir dönemde, “Şimdi değilse ne zaman? Verebileceklerimiz şimdi daha kıymetli” mantığıyla hareket ettim.

Sizin de söylediğiniz gibi zor bir dönemde Beşiktaş’a yönetici oldunuz. Elbette daha uygun bir zamanda projelerin gerçekleştirilmesi çok daha kolay olur. Ama tüm bu koşullara rağmen Beşiktaş’ta eleştirdiğiniz konular, gerçekleştirmek istediğiniz projeler, hayaller nelerdir?
Beşiktaş’ın çok borcunun olduğu doğru, bu nedenle de Beşiktaş’ın mali disipline ihtiyacı var. Ekonomik anlamda yeniden yapılandırılması, yeni gelir kaynaklarının yaratılması gerekiyor ama Beşiktaş’ın değil yeniden yapılandırılması, sıfırdan çözüm üretilmesi gereken başka sorunları da var.
Bunların en önemlilerinden birisi, bence kongre yapısı. Beşiktaş’ın kongre yapısının değişmesi gerekiyor. BJK’nin yaşadığı zorluklardan, sorunlardan  sadece seçilenler değil, seçenler de sorumlu. Beşiktaş’ın çağın gereklerine yanıt veremeyen tüzüğü de değişmeli. Gerek kulüp gerekse de kulüp şirketlerindeki organizasyonların tekrar gözden geçirilmesi, profesyonelleşmenin, kurumsallaşmanın hakim olduğu yepyeni bir yapının, sistemin kurulması gerekiyor. Beşiktaş’ta 8-10 yıldaki travmanın başlangıç tarihinin 2000 olduğuna inanıyorum. Yaşanan travma nedeniyle taraftar ve kulüp arasında, taraftarlık algısına dair bir problem olduğunu düşünüyorum.
Bu algının, bu aidiyet hissinin yeniden sorgulanıp, yeniden biçimlendirilmesi gerektiğini söylüyorum. Ayrıca Beşiktaş’ı bugünlere getiren kötü yönetimlerle ilgili de nedenlerinin, nasıllarının araştırılıp, sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Bunları yapmak ya da bunların değiştirilmesine katkıda bulunmak da, dışarıdan atıp tutmakla olmuyor. O nedenle işin içinde olmak gerektiğine inandığım için buradayım. Elimden geldiğince bunları değiştirmeye, dönüştürmeye yardımcı oluyorum.

Taraftarlarımızın en çok merak ettiği konuların başında da BJK İnönü Stadı inşaatı var… Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Mekanın ve eşyanın tarif gücüne inanan insanlardanım. İnönü Stadı ile Beşiktaş özdeşleşmiş durumda ama 70 yıllık bir stadyum ve yarını yok, veda vaktinin geldiği kanaatindeyim. Ama bunun yerine yapılacak yeni stat da, Beşiktaş’ın önümüzdeki 40-50 yılını kapsayacağı için çok büyük vebali olan bir iş. Sayın Başkanımız da, bununla yatıp bununla kalkıyor. En büyük amacımız Beşiktaş’a bir an önce yeni bir stadyum kazandırmak. Yeni stadın Beşiktaş’ın gelirlerini artırma yönünde büyük bir katkısı olacak. Gelir anlamında karşılaştıracak olursak, rakiplerimizden geri kalmamızın önemli nedenlerinden birisi, stadyum gelirlerimizin rakiplerimizin gelirlerinin çok gerisinde olması…

Bu kadar yoğunluk içerisinde ailenize ve iş hayatınıza ne kadar vakit ayırabiliyorsunuz?
Ailemi ihmal etmemeye çalışıyorum. Üç buçuk yaşında bir kızım var. Geç baba olunca insan elindekinin kıymetini daha iyi anlıyor. Onun büyümesini kaçırmak istemiyorum. Bir de ben evinde deşarj olan, huzur bulan bir insanım, o nedenle aileme iyi vakit ayırmaya çalışıyorum. Kızım, eşim ve bizimle birlikte yaşayan  annem hallerinden şikayet etmediklerine  göre şimdilik bir sorun yok. Tabii ki gündelik yaşamda önemli ve acil sırasında Beşiktaş bir numaraya çıktı. Bunun yanı sıra ben profesyonel, maaşlı bir çalışanım. Kendi işimi de mümkün olduğunca aksatmamaya çalışıyorum. Bu konuda da çok şanslıyım. Gerçekten çok iyi ve özverili bir ekibim var. Onların da destekleriyle olabildiğince Beşiktaş’a vakit ayırmaya çalışıyorum. Biliyorsunuz benim görevim, genel sekreterlik. Beşiktaş’taki alışkanlıklarla bakınca insanlar farklı bir portre, farklı bir profil bekliyor.

“Edebiyat delisi, edebiyat tutkulusu bir adamımdır.”

Sizin aynı zamanda resim, edebiyat ve şiire çok meraklı olduğunuzu duymuştuk…
Edebiyat delisi, edebiyat tutkulusu bir adamımdır. Kısa, öz, reaksiyonel tavrı ile  dünyaları anlattığına inandığım, içinde  aşktan kavgaya ne istiyorsam bulabildiğim için şiir tutkunuyumdur. Ama uzun soluklu olması nedeniyle ayrıca bir roman sevdam da vardır. Bilgeliği zorladığına inandığım için deneme türünü de severim. Bunun dışında, yönetime girdiğimden beri sekteye uğramış olsa da, elimden geldiğince nerede, hangi sergi var, hangi galeride kimin eserleri sergileniyor keyifle takip ederim. Beşiktaş beni bir süredir edebiyat, siyaset, sanat sohbeti yaptığım dostlardan uzak düşürdü ama şimdi feda zamanı, şikayetçi değilim.

Son olarak taraftarlarımıza neler söylemek istersiniz?
Az önce söylediğim gibi Beşiktaş’taki önemli problemlerden birisi taraftar ve kulüp arasındaki aidiyet olgusu. Bu yeniden tanımlanmalı. Taraftar  maçlarda oyuncularımız tekmelenirken, hakemler takımımız aleyhine haksız kararlar verirken zaman zaman kendisini eğlendirmek derdine düşüp gerekli tepkileri gösteremedi. Bazı taraftarların tribünlerde insan avına çıktığı dönemler oldu. Kulübün aldığı cezalardan hiç söz etmiyorum bile… Bunların yeniden düşünülmesi lazım.

Haluk Levent’ten Mesut Urgancılar’a sert cevap

Mesut Urgancılar Acun Ilıcalı krizi devam ediyor

Mesut Urgancılar Kimdir?

Mesut Urgancılar: Beşiktaş taraftarı riyakar ve hain

Mesut Urgancılar’dan tepki çeken Sergen Yalçın açıklaması

Mesut Urgancılar’da çok tatışılacak sözler “Ne olursa olsun kazanmak lazımı getiren kulüp Galatasaray’dır

Mesut Urgancılar’dan Beşiktaş Dergisi Özel Açıklamaların tamamı için 03.12.2012

Mesut Urgancılar’dan Beşiktaş Dergisi Özel Açıklamaların tamamı için 25.08.2012

Share.

Leave A Reply