“Hugo Chavez, Mussolini ve Castro karışımı”

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Tel Aviv Üniversitesi Diplomasi Programı öğretim görevlilerinden Yoav Tenenbaum, İsrail’in The Jerusalem Post gazetesine yazdığı makalede Venezüella lideri Hugo Chavez’in dış politikadaki portresini Benito Mussolini ile Fidel Castro’nun birleşimi olarak tanımladı.

Chavez’in, İtalya’nın faşist lideri Mussolini’nin “teatral gürültücülüğü” ile Küba’nın efsanevi komünist lideri Castro’nun devrimci coşkusuna sahip olduğunu ifade eden Tenenbaum, 15 Eylül tarihinde yayımlanan “Hugo Chavez – a Foreign Policy Portrait” isimli makalesinde Venezüella liderinin Castro’nun aksine ülkesinde totaliter bir rejim kurmaktan kaçındığını öne sürdü.

Yazar bu durumu ülkedeki muhalefetin gücüyle, uluslararası camianın gözünün sürekli Chavez’in üzerinde olmasına bağladı.

“Chavez yaptığı diplomasi gösterileri ve kendisini dünyanın en acımasız ve sevimsiz ülkeleriyle işbirliğine sokma politikası sayesinde bir anda ilgiyi üzerine çekmeyi başarıyor” diyen Tenenbaum, Chavez’in ABD’yi aşağılamaya yönelik tavrının Venezüella’nın dış politikasını büyük oranda belirlediğinin altını çizdi.

Chavez’in konu ne olursa olsun ABD’nin karşısında yer alma eğilimi gösterdiğini öne süren Tenenbaum bu duruma geçen yaz yaşanan Gürcistan-Rusya gerginliğinde Chavez’in Rusya’yı desteklemesini örnek gösterdi.

“Chavez İsrail’in Gazze’ye yaptığı son operasyon sonrasında Tel Aviv’le olan ilişkilerini kesti. İran’ın hem dostu hem de müttefiki. Buna karşın ABD’nin bölgedeki en yakın müttefiklerinden olan Kolombiya’nın hem düşmanı hem rakibi” diyen Tenenbaum, Venezüella’nın Castro’nun devrimci ideolojisini açıkça benimsediğini de ifade etti.

Chavez’in Latin Amerika’daki sol rejimlerin siyasi liderliğini yapmaya kararlı olduğunu savunan Tenenbaum, Venezüella’nın Bolivya, Ekvador ve Nikaragua gibi ülkeleri bir araya getirip bölgede ABD karşıtı bir blok oluşturmaya çabaladığını ifade etti.

Chavez’in ideolojik etkenler ışığında kurduğu siyasi ittifakların Venezüella’ya ekonomik getiriler sağladığını öne süren yazar, bu sıradışı liderin egosunun ülkenin dış politikasını belirleyen bir diğer önemli faktör olduğunu ifade etti.

Ülkede dış politikada bir siyasi parti duruşundan bahsetmenin imkansız olduğunu belirten Tenenbaum, bu noktada sadece Chavez’in şahsi rehberliğinden söz edilebileceğini yazdı.

Venezüella liderinin durumunu Arjantin’de üç dönem başkanlık yapmış olan Juan Domingo Peron’unkine benzeten Tenenbaum, tıpkı Chavez’de olduğu gibi bir ideoloji olarak Peronizm’in, Arjantinli liderin timsalinde oluştuğunu ifade etti.

Yazar, Chavez gibi Peron’un da radikal sol ideolojiyi milliyetçi fikirlerle aynı potada eritmeye çalıştığını ve başkanlığının ilk iki döneminde özellikle de 1950’lerin ilk yarısında İngiltere ve ABD karşıtı bir dış politika uyguladığını belirtti.

“İtalya’daki faşizmin hayranı olan Peron, dış politikasını popülist milliyetçi bir retorik üzerine kurmuştu. Chavez gibi o da kimsesizlerin, yoksulların ve ezilmişlerin sözcüsü olmuştu” diyen Tenenbaum iki lider arasındaki farkları da şöyle ortaya koydu:

“Peron çok daha dikkatli ve çok daha tutumlu bir adamdı. Diğer yandan Chavez’in aksine Peron bir diktatörlük kurmayı başarmıştı. Peron dünyanın lideri olup ideolojinin meşalesini taşımaya değil, güce hevesliydi. Ama sınırlarını da biliyordu.”

Eğer Venezüella’nın petrol kaynakları olmasaydı Chavez’in bu kadar etkili bir lider olmayacağının altını çizen Tenenbaum, satırlarını “Chavez Venezüella’nın elinde tuttuğu geniş petrol rezervlerini dış politikası için bir kaldıraç olarak kullanmayı başardı. Bu dış politika özgür dünya için Castro’nun politikaları kadar tehlikeli” sözleriyle sonlandırdı. (Hürriyet)

Share.

Leave A Reply