“Hesap soracağım’ diyenler, hesap sormaları gereken kişileri koruyor”

Pinterest LinkedIn Google+ Tumblr +

Fikret Orman başkanlığındaki yönetimin, Yargıtay’ın Beşiktaş kulübünün lehine onadığı Fulya Davası kararına itiraz etmesine, Yıldırım Demirören’in de “haberim yoktu” diyerek 10 yıldır süren davaya müdahil olmak istemesine davacılardan Divan Kurulu Üyesi Hürser Tekinoktay çarpıcı bir yanıt verdi.

Hürser Tekinoktay’ın Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Fulya Davasının görüldüğü İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderdiği yazı şöyle;

1- Davalı tarafında bulunan mevcut BJK Derneği ve Derneğin Sahibi Bulunduğu Futbol A.Ş. yöneticileri ve vekillerinin ‘Karar Düzeltme’ ve müdahil talebindeki gerekçeleri komik ve son derece sorumsuzluk içermektedir.

Şöyle ki,

“Del Bosque ve Matteo Ferrari ile imzalanan sözleşmelerde tarafın BJK Futbol A.Ş. olduğu dile getirilip, BJK Derneğiyle bir alakası olmadığı söylenmektedir.”

Oysa ki,
Açılan davada, davalı taraflar içinde de bulunan ve bahsi geçen şirketin sahibi BJK Derneğidir.

Ve ikisinin de imza yetkilisi aynı Yönetim Kurulu Başkanıdır.

Dönemsel olarak vekalet alıp yöneten bu idarecilerin;

Hem derneğimize hem de nakit paraları rehin alınarak karşılığında hisse senedi verilen halka karşı da suiistimal etmemeleri gerekecek derecede yüksek sorumlulukları bulunmaktadır.

“Beşiktaş müteakip seferlerde zarara uğratılmıştır

Biri İçişleri Bakanlığı müfettişleri, 2’si de mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişilerin hazırladığı raporlarda da tespit edilen, aşağıdaki örnekte olduğu gibi Del Bosque ve Matteo Ferrari konularında da 3. kişilerin yararına, Derneğimizin aleyhine olan tazminat vb. ödemelerde yapılan uygulama keyfiyeti müteakip seferlerde “Sehven” adıyla yapılarak aynı şekilde Beşiktaş zarara uğratılmıştır.

Bu şekilde hatalar yapılmasının sürekli tekrarlandığı;

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2017/289 numaralı dosya ile görülen İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin aralarında Yıldırım Demirören’in de bulunduğu sanıkların beraatine ilişkin kararı “suç ve cezanın şahsiliği” ilkesi ve sehven diye iddia edilen uygulamanın 41 adet olduğunu belirterek…

Bunun da müteakip seferler yapılmasının bilerek yapılan bir alışkanlık haline geldiği kanaati neticesiyle de verilen kararda da açıkça görülmektedir.

2- Ayrıca ‘Mevcut Kulüp Yöneticileri’ görevlerini hem bilirkişi hem de mahkemeler tarafından tutulan raporlara rağmen kulübümüzün kurumsal yapısının devamını sağlayabilecek şekilde değil kendisinden önce görevde bulunan kişi ve kişiler lehine icra etmek şeklinde vazifelerini suiistimal etmektedir.

“Hesap soracağım’ diyenler, hesap sormaları gereken kişileri koruyor”

Oysa yine aynı mevcut yöneticiler, kulüp üyelerine ve halka yanlış beyanlar vererek uğratılan zararların sorumlusu olan eski yönetimden hesap soracağım diye vaatler verip seçilmiş ancak bu süreden sonra ilk işi hesap soracağım dediği kişileri korumak için bu hukuki itirazları yaparken Türkiye’ye mal olmuş bir asırlık kulübün gördüğü maddi zararların hukuki hakları yanında bulunmamışlardır.

Bu şekilde yönetilen kulüpler her yıl UEFA tarafından milyonlarca euro bedelli büyük maddi cezalar almakta olup, Milyar dolar borcu bulunan ülkemize ve vatandaşlarına karşı da sorumluklarını yerine getirememektedir.

“Özel jetlerle dünyayı geziyorlar”

Üstelik hal böyleyken de,

Bir çok refah içindeki ülkelerin Başbakanları resmi seyahatlerinde bile uçakların ekonomi klaslarında yolculuk ederken,
Kulüplerini/Kamuya hizmet eden kurumlarını, borç batağına sokmuş bizim yöneticilerimiz ne hikmetse borç dolu eksi bakiye kasaların hesabından özel jetlere harcadıkları paralar ile keyif içinde bütün dünyayı gezip dolaşmaktadırlar.

3- Yıldırım Demirören’in Müdahil Talebinde bulunma dilekçesinde mahkemeye yaptığı itirazda ifade edilen “Beşiktaş Derneği ve A.Ş. birbirinden ayrı değildir ve her ikisinin de başkanı ve yönetimi aynıdır.” beyanı dışında hiçbir söz ve talep gerçek değildir.

Ve hatta Sayın Mahkememize ve Adaletimize karşı da yukarıda bahsi olan aynı alışkanlıkları devam ederek yanlış yönlendiren talihsiz beyanları bulunmaktadır.

Şöyle ki;
Yıldırım Demirören ve vekilinin ‘Karar Düzeltme’ talebinin 1. Maddesinde “Yerel mahkemece yapılan yargılama müvekkilin gıyabında yürütülüp savunma hakkı verilmemiştir.”
Beyanı külliyen yalan bir beyandır.

“Yıldırım Demirören’in avukatı duruşmalara girdi”

Yerel mahkemede açılan dava 2008 yılında başlamış ve 2012 yılına kadar görevde olduğu süredeki tüm celselerde kendisi tarafından gönderilen avukatlar mahkemede hazır bulunmuşlardır.

Kendi görev süresinde açılan ve 5 yıla yakın devam eden davalara giren avukatları ne ilginçtir ki yine kendi şahsı görevlendirmiştir.
Her türlü savunma hakkı dava dosyasında da görüleceği üzere kendi avukatlarıyla gerçekleştirilmiştir.

2012 yılında ise Genel Kurulda ve AŞ’de oy birliğiyle ibra edilmemesine karşın hesap soracağım diyerek yerine gelen yeni yöneticilerin o tarihten bu yana kendisini el birliğiyle savunduğu da mahkeme ve dosyalarında açıkça görülecektir.

“Davayı kaybettikten sonra ortaya çıktı”

Hal böyle iken, davayı kaybettikten sonra karar düzeltme aşamasında bu şekilde ve bu neden ile ortaya çıkması hem Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerine hem de hukuka karşı yapılmış olan etik olmayan bir harekettir.

Kendisi hali hazırda yönetiminde bulunduğu kurumda da aynı tarz tazminat konularıyla mahkemelik olup görev yaptığı kurumu da çok yüksek maddi zararlara uğratacak bir durum ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Sonuç ve İstem;

Türk Futboluna, Kulübümüze, Türkiye’nin ekonomisine, Türk gençlerine verilen zararın hukuki nedenler ve belgeler ile sabit olduğu yukarıda bahsi geçen karar düzeltme ve yanıltıcı müdahil talep istemlerinin ret edilmesini ve daha önceki kısmı temyiz itirazımın onanmasını saygılarımla arz ederim.”

Paylaş:

Bir Yorum Yaz