Çektiğimiz Senden Kabir Azabı Beşiktaş

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Çektiğimiz Senden Kabir Azabı Beşiktaş

Ne CSKA Moskova maçı için, ne bundan sonraki maçlar için, zaten 7-8 maçtır söyleyegeldiklerimizden farklı bir şey söylememiz olası olmadığından ben yine girmeyeceğim takımın olmayan düzenine, olmayan taktiğine, olmayan tekniğine. “Beşiktaş berbat oynadı” artık cümle değil zaten. Doğru cümle, devamlı söylediğim gibi, “Berbat bir Beşiktaş maçıydı” veya “İçinde Beşiktaş olan bir başka berbat maçtı”.

Bunlardan daha acı bir tespit varsa, o da topun bizim takımın ayağına bile yakışmadığı. Ressamsınız ve fırça elinize yakışmıyor. İnsan daha ne duruma düşebilir bilmiyorum.

Ama bunun yanında bazı isimlerin takıma ilaveten kendini de bitirmeye start vermesi, işin en akıl ermeyen yönü. Beşiktaş için değil ama bazı isimler için dile getirmeye bıkmayacağım şeyler var zira. Misal, Nihat –artık eminim ki– Nihat Kahveci değil. İlginç bir anıdır, Fenerbahçe 1985 yılı başında Sakaryaspor’dan bir önceki sezonun gol kralı Büyük Aykut’u (Aykut Yiğit) transfer ederken, bu futbolcunun o sene Fenerbahçe’de başarılı olamaması sonucu, bir yönetici “Biz zaten o Aykut’u istemiyorduk ki, yanlışlık oldu” gibi inanılmaz bir laf etmiş, nitekim Fenerbahçe 1988’de de Küçük Aykut’u (Aykut Kocaman) transfer etmişti. Devamını biliyorsunuz. ‘Doğru Aykut’un transferi sonrası bu futbolcu da, Fenerbahçe de başarılı maçlar çıkarmıştı. Diyeceğim, Villareal’de zannediyorum bir Nihat daha vardı, tipi de çok benziyordu ve biz yanlış Nihat’ı aldık. İnsanın aklına başka bir şey gelmiyor. İlk yarıda kaleye diye korner bayrağına doğru yaptığı bir plase ve ikinci devre –kaleyi falan geçtim– önündeki topu bile tutturamadığı bir pozisyon var ki, bunu halı sahada yapsanız sizi haftaya çağırmazlar.

Ferrari. Dünyanın en iyi defans oyuncusu olsan, senden şu da beklenir, çok basit: “Topu 3 metre önündeki adama da yuvarlayabil”. Bakın ‘pas’ bile demiyorum yapacağı şeye. Topa yanlışlıkla çarp istersen, sen istemesen bile bunun mecburen olacağı, topun o arkadaşına gideceği mesafeler vardır: 3 (yazıyla “üç”) metre. Bir Nartallo’muz vardı. Adam yanlışlıkla çarparak gol bile atıyordu. Ferrari, orta çizgiyi geçtiği an, topu kendi formasının renginde kimseye atamayan inanılmaz bir transfer. Gitti, yine üç metreden akıl almaz bir pas hatası yaptı, o top döndü, bir de yetişip üstüne çalım yedi, gol oldu. Gökhan Zan o pas hatasını yaparken sakatlanırdı hiç olmazsa, oyun dururdu, golü yemezdik.

Ve Ernst… Tribünlerin yaptığı önemli hatalardan biri, bir adamı fetiş haline getirmektir. Bir zamanlar Beşiktaş’ta Ahmet Dursun, yakın tarihte Galatasaray’da Lincoln örneklerinde görüldüğü gibi. Sürüyle sayılabilir, yerimiz az. Şimdi de Fabian Ernst, hem de çok erken şekilde, bir başka fetiş haline gelmiş durumda Beşiktaş’ta. O artık oynasa da 1 numara, yatsa da. Adamı az kovalasa da, hiç kovalamasa da. Geldiği sezonda oynadığının onda birini oynamadığı halde, haftalardır tribünlere çağrılan, kayırılan; maç öncesi, maç içi, maç sonrası her türlü iltimas geçilen ve bu durumu keşfettiği günden beri bunun keyfini çıkaran bir adam kendisi. Vatandaşına takımda yer açmak için “Bakın ben tek başıma pek yoruluyorum, geçen sene Cisse vardı hiç olmazsa, şimdi Fink’i vermiyorsunuz yanıma, ben şey edemiyorum” demeye mi çalışıyor, Denizli’nin artık ayrılması gerektiğinin kampanyasını takım içinden de o mu yürütüyor, ne yapıyor, bilemem. Ama tribünlerin bu afyon halinden acil çıkması gerekiyor.

Bunlar dışında başka söylenebilecek hiçbir şey yok. Mustafa Denizli hakkında, Rüştü hakkında, son bomba olarak Ersun Yanal’la anılmaya başlamış bir yönetim ve başkan hakkında, yeni ne söyleyebilirsiniz? Kızgınlık bitti, üzüntü bitti, her şey bitti. Artık sadece bakıyoruz. Devamlı üreten, hiç sıkılmayan, enerji deposu tek insan var, Yıldırım Demirören. En olmaması gereken.

Share.

Leave A Reply