Müslüm Gülhan: Beşiktaş’ta transferlere değil, açığa bakın
Nationalturk.com yazarı Müslüm Gülhan, Birgün gazetesindeki son yazısında Beşiktaş'ın ara transferde aldığı isimleri masaya yatırdı

Müslüm Gülhan’dan Beşiktaş değerlendirmesi
Nationaltruk.com yazarı Müslüm Gülhan, Birgün gazetesindeki son yazısında Beşiktaş‘ın ara transferde aldığı isimleri masaya yatırdı:
Sevgili Özge Güneş’in yazısındaki tespitleriyle başlamak gerektiğini düşünüyorum ki meramımı anlatayım: “Ocak 2026’da yayımlanan Oxfam raporu Zenginlerin Hakimiyetine Direnmek (Resisting the Rule of the Rich), eşitsizliği bir rejim sorunu olarak ele alırken Raporun sunduğu kimi verilere bakalım: 2025’te milyarder servet artışı, önceki beş yılın ortalama yıllık artışına göre üç kat hızlanıyor; dünyanın en zengin 12 milyarderi insanlığın en yoksul yarısından (yaklaşık 4 milyar insan) daha fazla servete sahip…”
Futbolu sadece saha içinde kalarak analiz etmek gibi bir kaygı bu ülkenin gerçekleriyle bağdaşmıyor. Bazen konuştuğum kişilerin biraz da genel politikalar üzerinden ‘aman!’ diyerek kendilerince oluşturdukları savunma mekanizmaları çerçevesinde, sahada kalmanın can kurtarma özelliği olduğunu düşünerek gerçeklerden kaçmak gerekliliği hissine kapılıyorlar.
Oysa ki böyle bir dünya yok…
Ayrıca sahanın kenarındaki hocalarında tabelaya göre oynamalarından dolayı istikrarı ve sürdürebilir bir başarı stratejisi üstünden hareket edecek ne donanımları ne de zamanları var.
Her maç ayrı ve kendine yabancı bir maç oluyor.
Bunu pek dert etmeyen taraftar kitlesi ise, çoğu asgari ücretli-havaalanına giderek inecek uçaktaki yeni transferi karşılamaya ve onu onurlandırmaya çalışmaktadır.
Çünkü o taraftarlıktan edindiği sosyal kimlik, onu sosyal bir gruba üye yaptığı gibi, onlarla ilgili benlik kavramı ile o gruba özgü davranışların, üyeliğe atfedilen bilgi, değer ve duygusal önem ile özdeşleşmektedir.
Bu durumu açıklayan en iyi kimlik tanımı kolektif narsisizmdir. Yüksek düzeyde özdeşleşmiş taraftarlar yüksek narsist yönelim gösterirler ki bunun temelinde takımın benzersiz olduğunu, eleştirilmez olduğunu ve olumsuzlukları görmezden gelmeyle ilgili inançlara sahip olduğunu gösterir.
İşte bu yüzden kulüplerin içinden dışarıya çok rahat servet transferi yapılmaktadır. Çünkü, kurumsal olarak yoksullaştırılmış kitleler, popüler kültüre tutsak hâle getirilen insanlar, artık kendi iradeleri dışındaki taleplere yönlendirildikleri için itiraz müessesesi ve farkındalıkları ortadan kalkmaktadır.
Üç büyüklerin borcu 70 milyar TL’dir.
Fenerbahçe Kante’ye 41,5 milyon Euro ödedi. Kante 34 yaşında ve buradan ancak bedelsiz gider. Fenerbahçe’nin bu parayı çıkartması çok zor. Ancak şampiyon olup, Şampiyonlar Ligi’ne katılarak ve çeyrek finale kadar giderek ederi bulabilir ki bunun dışında bu paranın karşılığı yoktur.
Ve Beşiktaş…
Fırsat transferleri, fırsat ticaretine dönüştü. Sergen Yalçın’ın katkısı ayrıca tartışma konusu.
Şeytanı padokta değil, ayrıntıda aramak gerek: Beşiktaş bu transfer döneminde 52 milyon Euro harcarken 33 milyon Euro gelir etti ve açık 19 milyon Euro.
Gelelim transferlere…
Hyeon-gyu Oh, şu an piyasa değeri 7 milyon Euro iken, Beşiktaş onu 14 milyon Euro’ya aldı.
Celtic’ten Genk’e 2,7 milyon Euro’ya transfer olmuş. Ve Genk’te 23 maçta 13 kez ilk 11 oynamış, 7 kez sonradan oyuna girmiş ve 3 kez hiç oynamamış. Genk’te 73 maçta 22 gol atmış.
Maç başı 0,3 gol ortalamasıyla oynamış. Yani her 3 maçta 1 gol atmış. Celtic’te ise 47 maçta 12 gol atarken, maç başı gol ortalaması 0,25 olmuş. Bu da her 4 maçta 1 gol atması anlamına geliyor. Transfer olduğu Genk 24 maçta 32 puanla 8. sırada.
Emmanuel Agbadou ise 18 milyon Euro’ya alındı. Wolverhampton’da 18 kez kadroda bulunmuş, bunun 12 maçında ilk 11 oynamış, 2 maç sonradan girmiş ve 4 maç hiç oynamamış. Wolverhampton, Agbadou’nunda oynadığı maçlar içinde olmak üzere toplam 25 maçta 8 puan alarak Premier Lig’de sonuncu sırada.
Şimdi önemli ayrıntıya geleceğim: Küme düşmesi kesin olan bir takımdan stoper transferi yapıldı. Ve Wolverhampton’un oynadığı bu 25 maçta 48 gol yemiş. Yani maç başına 1,92 gol demek oluyor ki bu stoper olarak alınan oyuncunun performansı da bunun içinde. Tıpkı Amarty gibi… Şimdi kulüpsüz.
İşin ilginç yanı, Rafa Silva gittikten sonra Wolverhampton bu transfere izin verdi.
Ve Davis Vasquez… Kiralık Kaleci.
Bu daha da ilginç…
Milan’dan Roma’ya bedelsiz gelmiş. Roma’da 23 maçta 0 (sıfır) ilk 11, 0 (sıfır) sonradan oyuna girme ve 0 (sıfır) kadroda ama oynamadı. Milan’da ise 23 maçta sadece 6 maç kadroda ve 0 (sıfır) oynama.
Gelelim Empoli macerasına: 32 maç oynamış ve 39 gol yemiş. Yani maç başı 1,21 gol yemiş ki Empoli ligden düşmüştü.
Son olarak Özge Güneş’ten esinlenerek bitirelim. Neticede servet transferini bir ekonomik politika sorunu/stratejisi olarak tarif etmek gerek. Önceliklerinin ülke kaynakları üzerindeki denetimi üzerinden -kulüpler dahil- daha fazla sermaye transferi ve daha fazla milyarder demek oluyor.





