Müslüm Gülhan Yazıyor

Müslüm Gülhan: Beşiktaş’ta başkanların durumu ‘keka’

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan'ın BirGün gazetesinde yer alan "Beşiktaş’ta başkanların durumu ‘keka’" başlıklı köşe yazısı...

Müslüm Gülhan‘ın kaleme aldığı köşe yazısı:

Dikilitaş projesiyle birlikte, son 26 yıl içinde artık özvarlıkların satışına sıranın gelmesi durumun vahametini net olarak ortaya koymaktadır.

Vahametin kanıtı: Bu satış adına, 3000 kişiyle karar almak için bir salonun tutulması ve her şeyin dizayn edilerek sonuca varılmasıyla tersliğe yer bırakmamak adına önemli bir stratejiydi.

Yaz dönemi transfer yapıldı, ara dönem transfer yapıldı ve Dikilitaş’ın paraları daha gelmeden ticarete kurban gitti…

İkincilik için oynanması gereken lig müsabakalarında, bu hedeften sapılarak işin kolayına kaçıp kupa için hedef ortaya konması ikisini birden kaybetmeye neden oldu. Ha, bu bir beklentim miydi, bilemem… Çünkü ticarette fırsatlar yaratıp kullanma hüneri bir ustalıktır.

O kadar iyi fırsatlar oluştu ki çocuk yaşta oyunculara akıllara zarar paralarla transfer yapıp yatırım üzerinden ticaret yapılırken, altyapıdan yetişen Demir Ege gibi geleceği çok parlak oyuncuları da yok pahasına sattılar.

Benim 40 yılık brikimim maalesef bunlara cevap veremiyor.

Herhalde Genel Kurul’dan, Divan Kurulu’ndan ve Denetleme Kurulu’ndan bir ses çıkmadığına göre onlar her şeyi anlamış ve tatmin olmuş durumdalar.

Şimdi yaz transferine ne kaldı, merak ediyorum. Yine bedelli sermaye artırımı mı, Şan Ökten mi, Hakkı Yeten tesisleri mi? Göreceğiz…

Sergen Yalçın’da bu başkanlar ilaç gibi geliyor…

Bakın, bütün ticareti yapan hem Ahmet Nur Çebi’ydi hem de Serdal Ardalı’ydı, ama her iki süreç sonunda da ihale Sergen Yalçın’a kaldı…

Sergen Yalçın oportünist davranışının bedelini ödedi.

Beşiktaş altyapısından yetişip Beşiktaş’ın tüm kodlarına sahip olmasına rağmen, her iki başkanın yaptığı hataları ve kulüp için verdiği zararları engellemek için bir plan ve program üzerinden süreci yönetmedi. Onlarla iş birliği yaparak arka planda kalmayı tercih etti ve olmaması gereken transferlere de izin verdi.

Hele hele Cengiz örneği izaha muhtaç bir durum.

Diğer en büyük sorunu, yorumculuk yaptığı zamanlarda konuşmaların ve sözün nereye varacağını kestiremediği popülist konuşmaların ibretlik içeriklere sahip olmasıydı. Yorumculukla antrenörlük içerikleri ve etik kurgusu aynı değildir ki birbirine zarar verecek donanımlara sahiptirler. Çok izlenme ve para kazanma histerisi ister istemez bir rant alanı yaratır. Hem de işin kolayına kaçarak, tabiri caizse ‘sallama’ üzerinden popüler kültürün parçası olmak başka bir dünyayı yaşatır. Bu durum karşısında ya yorumcu olacaksın ya da antrenör… Aksi takdirde, konuştuklarınla karşılaştığın zaman çözüm üretemezsen, tüm inanırlığın kaybolduğu gibi tüm konuşmalar boşa düşer. Hele hele eğitim ile ilgili süreç problemi varsa, söylenen sözlerin karşılığının ne olacağını anlamak yıllar sürer.

Bu durum aslında bir yönetici için aynı zamanda fırsattır. Başarısızlık durumunda gündem antrenör üzerine olacağı için başkan ve yönetim rahat eder.

Tüm faturanın Başkan Serdal Adalı’ya kesilmesi gerekirken, Sergen Yalçın’ın gündemde kalması bilerek ve isteyerek gündemde birtakım kişiler tarafından tutulması, Başkan’ın yazı rahat geçirmesine neden oldu.

Sergen Yalçın çok kötü bir performans sergiledi. Bu gerçek…

Ama sürecin tüm sorumluluğunu ona yıkmak doğru değil. Beşiktaş’a bu kadar zarar veren başkan ve yönetim kurulu varken, tek bir kişi üzerinden süreci dillendirmek, arka plandaki işlerin tıkırında gittiğinin de işaretidir.

Beşiktaş artık Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un çok arkasında kaldı.

Bu üçlüyle rekabet edebilmesi çok yüksek fiyatlara oyuncu alarak ticaret yapmakla olmaz. Üretime yönelik bir işletme modeli üzerinden özüne dönerek rekabete katılmak çok daha gerçekçi bir tutum olur. Zaten o kadar genci bu yapı oluşmasın ve ticareti baltalamasın diye yok pahasına gönderdiler.

İşte Barselona…

Ticarete dönerek anormal para harcadılar ve 1,5 milyar avro borca ulaştılar. Baktılar ki olmuyor, özlerine, altyapı oyuncuları üzerinden tekrar Cruyff felsefesine dönerek var oldular.

Beşiktaş taraftarı uçak kovalamayı bırakmalı. Her kuruşun hesabı sorulmalı. Gerekirse Denetleme Kurulu da denetlenmeli ve her şey en ince ayrıntılarına kadar açığa çıkarılmalıdır.

Deniz bitti…

Artık sadece kulübün satışı kaldı.

Serdal Adalı şimdi Önder Özen’in kozunu oynamaya başladı. Bir kere Türkiye’de sportif direktör karşılığında bir yapısal kurgu ve kültürel olarak bunun kurumsal bir karşılığı olmadığı için bu statü başkan için bir filtreleme aracı olur. Bu, hani ona sıra gelene kadar bir kurban daha yaratma stratejisidir.

Bir de merak ettiğim konu, 26 yılda başkanlık yapan isimlerin hepsi iş hayatlarında, başkanken ve sonrasında o kadar başarılı oldular ki, Beşiktaş niye bu duruma geldi de neyi başaramadılar, anlayamadım…

Umarım bir gün anlatmak isterler.

Dikkati Çekenler

Başa dön tuşu