Müslüm Gülhan: Amed ve Çarşı üzerinden taraftarlığın sosyopolitik tavrı
NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan bu hafta ki BirGün gazetesinde ki köşesinde taraftarlığın sosyopolitik tavrı konusunu ele aldı.

Müslüm Gülhan‘ın kaleme aldığı köşe yazısı:
Kültür, insana dair işlevleri bütünüyle yorumlayan ve buna uygun tavır almayı örgütleyen bütüncül davranış şeklidir. Aslında temelde yerelliği sürdürme alanıdır.
Kültürü oluşturan toplumsal örgütlerin kendi içinde de farklılaştığı görülmektedir. Farklılaşan kültürler birlikte bütünü oluşturur ve alt kültürel gruplar olarak ifade edilir. Taraftarlık alt kültür alanıdır. Bu nedenle, futbol kültürünün parçalarından biri olan tribün alt kültürü kendine ait jargonlara sahip olmakla birlikte mevcut siyasi ve sosyal kuvvetlerden bağımsız kalamaz.
Ve tabii ki kendini ifade edecek birtakım söylemlere sahiptir.
Söylem de dil deneyimlerinin; ideoloji, iktidar, bilgi, değişim ve anlatım biçimleriyle ilişkisini ortaya koyan eylemdir.
Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkan modern dünyanın inşası ile meydana gelen dönüşümler ve yeni ortaya çıkan kalabalıkları adlandırmak için kullanılan terimlerden biri olan “kitle” kelimesi, uluslarına, mesleklerine ya da cinsiyetlerine bakılmaksızın yan yana gelmiş bireylerin oluşturduğunu ifade eder.
Bu çeşitliliklerden oluşan ve psikolojik olarak bir arada yer alan bireyler, oluşturdukları kitleler ile kolektif bir bilincin parçası hâline gelirler. Böylece bir kitle içerisindeki birey, olduğundan daha farklı bir kişiliğin izlerini taşır.
Bireyin iyice yalnızlaştığı modern dünya, bir anlamda belli amaçlarla bir araya gelmiş insanların iş birliğiyle aşılabilecek bir olgu hâline gelir. Futbol taraftarlığı bunun tam uygulama alanıdır.
Futbolun farklı dilden, kültürden ya da sosyal kökenden gelen insanlar arasında toplumun entegrasyon işlevini yerine getirmesiyle birlikte futbol; grup aidiyetinin, kimlik edinilmesinin, davranış esaslarının şekillendirilmesinin, politik ve sosyal temsilin gerçekleştirildiği bir toplumsal alandır.
Her ne kadar sosyal medya platformları ile kuşatılmış olsa da tribünü sıklıkla mekân edinmiş taraftar olarak birey, rutinlerle yaşamını şekillendirir. Geleneksel bir evrene sahip olan ritüellerin tribün kültürü açısından hâlâ önemli bir yere sahip olduğu gerçektir.
Tribünler, Franco gibi otoriter rejimlerin örgütlenme ve propaganda alanı olduğu gibi Celtic taraftarının bağımsız tavrı ile Filistin’e destek verecek farklı muhalif kitlelere de sahip olabilmektedir.
Bugün Türkiye’de hiçbir taraftar grubunun siyasetten bağımsız bir tavır alacak yapı içinde düşünülmesi mümkün değildir.
Beşiktaş’ın borç sarmalı içinde geldiği durum ortadayken ve kulüp artık öz kaynaklarını kaybedecek duruma gelmişken gösterilemeyen tavırlar; meta üretimi, yoğunlaşmış beklentiler, merkezileştirilmiş karar alma, karmaşık ve karanlık bir iletişim sistemi ve buna dayalı kitlesel siyasi hareketlerin büyümesi sürecin belirleyicisi olmuştur.
Amed taraftarının kurgusu da bundan bağımsız olamaz.Bütünün içindeki bölgeye ait gelişmeler ve oluşan, çözülemeyen ama çözümü belli olan sorunların toplumsal mutabakat sağlanmamasına rağmen siyasi beklentilere yönelerek çözülüyormuş gibi yapılmasının örgütlenmesine tabi bir kurgu içinde hareket etmek zorundadır.
Demokratik taleplerin inanç kurgusu ile birleştirilerek mevcut siyasi beklentilere göre şekillendirilmesi, artık değişen koşullarda çıkara dayalı argümanları yeniden üretip örgütlemeyi zorunlu kılmaktadır. Ve demokratik beklentilerin içi boşaltılarak bu yapılmaktadır.
Söylem değişikliklerinin merkezi bellidir.
Taraftarlık oluşumlarının organizasyonu yalnızca ırka veya etnik toplulukların yapısına göre tanımlanmamasına rağmen, kitlelerin ruhları bu toplulukların tabi oldukları uyaranların doğasına ve derecesine göre şekillenmeleri kaçınılmaz olmaktadır.
Futbol endüstrisi adında yeni bir endüstrinin oluşmasıyla bir araya gelmiş taraftar grupları, futbolun “gösteri dünyasındaki” failliğinden rahatsızlık duysalar da küreselleşme ve sanayileşme olgularının futbolu bir “oyundan ötesine” taşıdığı görülmektedir. Buna rağmen endüstriyel futbola karşı bir tavır sergileyen gerçek (!) taraftar grupları, stadyumlarda her daim dayanışma bağlamında kolektif bir kimlik oluşturma arzusu içindedir.
Fakat özellikle Beşiktaş Stadı’nın yeniden yapılmasıyla birlikte taraftar grupları, stadyumlardaki konuşlandıkları tribünlerden endüstriyel futbol kisvesi altında farklı yerlere ayrılarak küçülme ve dağılma tehlikeleri ile yüzleşmeye başladığından beri futbolun “taraftar” kimliğinin “seyirci”ye dönüşmesi, aidiyet kurulan kulübe karşı yabancılaşma sürecine neden olmuştur.
Daha kötüsü, “müşteri” kimliği ile başkalaşım geçiren taraftarlık ister istemez bir çıkar ilişkisi üzerinden yeni bir uygulama alanı bulmuştur. Bu da kapitalist sistemin kendini yeniden ürettiği bir alan hâline gelmiştir.





