BeşiktaşMüslüm Gülhan Yazıyor

Müslüm Gülhan: “Beşiktaş’ın ruhu 26 yıldır enkaz altında”

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan bu haftaki yazısında son 25 yıllık süreç içinde Beşiktaş Kulübünde olanları ve Dikilitaş Projesini kaleme aldı.

Müslüm Gülhan: Beşiktaş’ın ruhu 26 yıldır enkaz altında

Kötülüğüm örgütlenmesi; sadece fanatik öfkelerden değil, aksine bilerek, isteyerek, düşünerek, yalnızca kendi küçük çıkarlarını korumaya çalışan insanlarda hücre evi haline alır.

Bugün karşılaştığımız kötülüklerin tamamı tam olarak böyledir. Yüksek yoğunluklu bir kabulleniş gencecik pırıl pırıl çocukların öldürülmesine kadar bu hiyerarşik kurgudan ibarettir. Düşüncenin kamusal sorumluluktan çekilmesi onu normalleştirdi.

Toplumsal sorumluluğun bireysel bilinçle başlamasının dayanağı; etik kodları kabullenmek ve o derinliği öznelleştirerek tepkiyi örgütleyerek, kurumsallaştırmaktır.

Toplumsal yapılar içindeki tepkilerin yansıması spor kulüpleri dâhil hücresel olarak birbirine bağlı reaksiyon içinde olur. Bir kulübün kurumsal anlamda korunması ve değişimlere ayak uyduracak şekilde yenilenmesi-dönüşümü, ancak düşünen ve sorumluluk alan üyelerle mümkün olur.

Ama, son 24 senede toplumu etkisi altına alan çıkara dayalı tüketim mekanizması, sürecin içinde olma baskısı başta BJK olmak üzere tüm kulüpleri de kilitledi. Siyasi kurgunun kulüpleri kendine bağımlı hale getirmesi, karar mekanizmasının özgürlüğünü elinden aldığı gibi; kulübü yalnızlaştırdı. Bunun yansıması olarak, politik beklentilere cevap vermek için seçilen yönetimlerin gerçek sorumluluk alanlarını kaybederek kulübe taşınması zor bir yük haline geldiler.

Sorunun temeline indiğimizde ise tablo daha da netleşir: Kulübe karşı kayıtsızlığı normatif hale getiren bir eşgüdüm anlayışının egemenliği mutlu bir azınlığın kontrolüne geçmesidir.

Sürekli kar-fayda içeriği belli olmayan bir ticari kurgunun içinde kalarak borçlanma sebebiyle kriz çıkartma dürtüsü, ahlaki olarak tartışılmadığı için; tepki eşiği düşük kaldı. Olan biten sıradanlaşır. İşte bu noktada siyaset, yönetim, medya, aynı iklimin parçası haline geldi. Kimse böyle bir kurguyu tek başına yapamaz. Genel kurul ise tüm bu oluşumun sorumluluk anlamında her parçasının içinde kaldı.

Kulübü korumaya yönelik tüm tepkilere karşı yönelen adaletsizliği görmezden gelme alışkanlığı, otoriterliğin önünü açtı ve güven alanını kaybetti. Adaletsizliğin Beşiktaş’ı koruyan kişilere yöneldiği anlarda susmak ise, hukuksuzluğu meşrulaştıran bir kabule dönüştü. Tarih ise bu sessizliğin yalnızca yönünü değil, verdiği zararın genişliğini de illaki yazacaktır.

sampiyonlar ligi WTS 2

∗∗∗

Müslüm Gülhan: Bunların hepsi Yıldırım Demirören heybesindedir.

Nasıl, ‘Beşiktaş Kültür Kodlarını’ ve ‘Beşiktaş Kültürel Derinliğini’ hâlâ koruma reflekslerini gösteren bir içeriğin koruyucu bir kalkan olmasına yönelik hikâyeler var ise, bu da o tarih içinde yerini alacaktır.

Serdar Bilgili tarafından ortaya atılan ‘artık rekabet edebilmek için para harcayacağız’ mottosu, bugüne gelinen noktanın başlama vuruşudur.

Yıldırım Demirören’in ‘Gerekirse altyapıyı kapatırız’ stratejisi, Portekiz çetesini Jorge Mendes önderliğinde- kulübün içine sokarak, transferler üzerinden büyük bir kaynak transferinin de başlangıcı oldu.

Fulya Projesi, kulübün tüm geleceğinin kurtulacağını sandığımız Süleyman Seba mirasının ipotek altına alınmasının hikâyesidir. Kulübe verilen zararların sonuçlarının süreklilik arz ederek bugüne kadar çözümsüzlük içinde bırakılarak getirilmesi, hâlâ bilinmeyen ek anlaşmalar, hâlâ bilinmeyen içeriklerle ortada bırakılan (!) Şan Ökten tesisi ile devam ediyor. Bunların hepsi Yıldırım Demirören heybesindedir.

Siyasetin kulüpler içindeki muhalefeti pasivize etme politikasının uygulaması, kulüp dizaynlarını bir talep olarak ortaya koyarken, Dolmabahçe Stadı’nın -Anıtlar Kurulu dahil- ne kadar kurul varsa hiçbirinin yasal talepleri dikkate alınmayarak yıkılması ve tribünlerin yeniden oturtulması; artık kulübün siyasetle iş birliğini beyan etme anlamına geldi ki bu politikaları Fikret Orman hiç çekinmeden uyguladı.

Hürser Tekinoktay BirGün’e konuştu: Fulya davası ‘Ahmet Dursun, Seba gitsin’ ile başladı

∗∗∗

Ve paralı başkan geldi…

Ahmet Nur Çebi için söylenen slogan buydu. Artık Beşiktaş’ın para sorunu olmayacağı üzerineydi ki futbol ile olan çelişkileri kulübü menajerler ile yönetme zorunluluğu ile borç sarmalına yeni halkalar ekledi. Paralı başkan parasız, pulsuz borcu katlanmış kulüp bıraktı.

Sözde devrimci Hasan Arat dönemi başladı…

Ne vereceği belli olmayan tartışmalı isimlere verilen anormal paralar ile 9 ayda 6 milyar TL borç ve ardından istifa… Bu kadar kısa ve öz dönem tanımı.

Buraya kadar olan başkanların kulübe verdikleri mali zarar, kendi dönemlerindeki kur üzerinden 704 milyon 735 bin avrodur.

Muhalefetteki söylemleri ile iktidardaki söylemlerinin çelişkisi üzerinden kulübe başkan seçilen Serdal Adalı

Kulübün borçlarından kurtulacağına dair söylemler ile 3000 kişi ile yapılan Dikilitaş Projesi onayını alması neticesinde, projenin paydaşı olan kulüp, birden rezerv alan içinde kaldı. Dikilitaş’taki Beşiktaş’ın tesisleri bu alan içindeyken, aldığı onayın bu proje için bir dayanağı boşa düşmüşken, Şan Öktem ve Hakkı Yeten tesislerinin geleceğini düşünmenin kaygısı ortaya çıkmıştır.

Beşiktaş’ın borcu, Mayıs 2025 ile Ağustos 2025 arasında-sadece 3 ayda 5 milyar TL artarak, 22 milyar 531 milyon 664 bin 293 lira oldu.

Müslüm Gülhan

Serdal Adalı: “Sözüm namusumdur. Şan Ökten Tesisleri’ni yeniden yapacağım.”

Dikkati Çekenler

Başa dön tuşu