
Yarın, Beşiktaş’ımızın şehidi rahmetli Şan Ökten’in aramızdan ayrılışının yıl dönümü.
Beşiktaş’a kamp yeri bakmak için çıktığı yolda geçirdiği elim bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Şan Ökten, benim için sadece bir yönetici değildir. Tıpkı Balkanlar’da, Trablusgarp’ta, Kafkaslar’da ve Çanakkale’de toprağa düşen, Beşiktaş tarihine isimlerini yalnızca sporcu ya da yönetici olarak değil, düşünceleriyle, duruşlarıyla ve karakterleriyle kazıyan insanlardan biridir.
Dr. Mehmet, Asım, Şair Kazım, Şeref Bey ve daha niceleri gibi o da Beşiktaş’ın şehitlerindendir. Hepsinin ortak noktası ise inandıkları davadan hiçbir zaman vazgeçmemeleriydi. Kendilerini değil, uğruna yaşadıkları ve inandıkları değerler için hayatlarını hiçe saydılar.
Uzun zamandır kendi kendime aynı soruyu soruyorum, neden Beşiktaşlıyız? neydi bizi Beşiktaşlı yapan ve neden bugün bu haldeyiz?

Aslında cevabı çok uzaklarda aramaya gerek yok. Bizi Beşiktaşlı yapan şey, gerektiğinde kendinden vazgeçebilen insanların bize bıraktığı mirastır. Asıl mesele ise o mirasa sahip çıkabilecek vicdanı, ahlakı ve erdemi gösterebilmektir.
1910’lu yıllarda memleket ateş içindeydi. Balkan Harbi, Trablusgarp ve ardından Çanakkale, bu ülkenin en güzel evlatları cephelere koşarken, Beşiktaşlı gençler de rahatça futbol oynamayı kendilerine yakıştıramadı. Rivayet edilir ki Dr. Mehmet arkadaşlarını topladı ve, “Memleket ateş çemberindeyken biz futbol oynayamayız. Ya şerefimizle ölürüz ya da şerefsizce yaşamaya devam ederiz.” dedi.
Dr. Ali, Şair Kazım ve diğerleri de aynı düşüncenin arkasında dimdik durdu. O gün formalar çıkarıldı, üniformalar giyildi ve Beşiktaş bütün spor faaliyetlerine ara verdi. Beşiktaş’ın sporcuları vatan savunmasında cepheye koşmuştu.
Cepheye giden o gençlerin çoğu geri dönemedi, içlerinde Şair Kazım da vardı. Bugün Beşiktaş sokaklarında gördüğümüz Şehit Asım, isimleri öylesine verilmiş sokak adları değildir. O isimler, bu semtin hafızasıdır. Vatan sevgisinin, fedakarlığın ve adanmışlığın yaşayan hatıralarıdır. Bu yüzden onları sadece bir tabela olarak görenlere, bizi semtimizden, evimizden ve yurdumuzdan koparmaya çalışanlara bu isimlerin hikayesini anlatmak da boynumuzun borcudur.
Cepheden dönenlerden biri de Şeref Bey’di. Savaşın yorgunluğunu, hastalığını ve kendi ömrünü bir kenara bırakarak Beşiktaş’ı yeniden ayağa kaldırmak için canı pahasına mücadele etti. Doktorların bütün uyarılarına rağmen kendisini değil, Beşiktaş’ı düşündü. Sonra Baba Hakkı geldi, Süleyman Seba geldi, hepsinin hayat hikayeleri farklıydı ama sevdaları ortaktı.
Hiçbiri Beşiktaş’tan bir şey almak için gelmedi, hepsi Beşiktaş’a kendinden bir parça bırakıp gitti. Kimi gençliğini verdi, kimi sağlığını verdi, kimi servetini verdi, kimi de canını.
Orman’ın ile Çebi’nin cevabını veremedikleri ve ilginç bir Şan Ökten hikayesi
Bugün yaşadığımız bütün tartışmaların, ayrışmaların, kırgınlıkların ve çürümüşlüğün arasında dönüp geçmişe baktığımda, aslında aradığımız cevabın hep orada durduğunu görüyorum. Çünkü Beşiktaş’ı Beşiktaş yapan şey kupalar değildi, şampiyonluklar değildi, en büyük olmak hiç değildi. Beşiktaş’ı büyüten, felsefesiydi, vatan sevgisiydi, semt sevgisiydi. Kısacası Beşiktaş sevgisiydi. “Ben Beşiktaş’tan ne alırım?” anlayışının yerine, “Ben Beşiktaş’a ne verebilirim?” sorusunun sorulmasıydı.
Ben hep şuna inanırım, kainata söylenmiş hiçbir söz kaybolmaz.
Şair Kazım’ın yıllar önce söylediği, “Bizler on bir kişiyiz, lakin arkamız var.” sözü de bunun en güzel örneğidir. O söz yılları aşarak kitaplara, belgesellere ve en önemlisi Beşiktaşlıların vicdanına, hafızasına ulaştı.
Beşiktaş tarihi fedalarla ve fedakarlıklarla doludur. Bunu yeniden hatırladığımız gün tekrar Beşiktaş olacağız, tekrar kendi geleneğine, kendi kültürüne ve kendi ruhuna sahip bir kulüp olacağız.
Varsın bir yanımız çürüsün, varsın kangren olmuş anlayışlar bizi yormaya devam etsin. Bizim Şeref Beylerimiz, Baba Hakkılarımız, Süleyman Sebalarımız Şan Öktenlerimiz var ve ismini tek tek sayamadığım onlarca büyük değerimiz var. Onların var ettiği fikirler çürümüşlüğün panzehridir.
Yazımı bitirirken, Vatan ve Beşiktaş uğruna canını veren bütün şehitlerimizin, ebediyete göçmüş bütün Beşiktaşlı büyüklerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, her birine sonsuz minnet ve rahmet diliyorum.
Ve bugün rahmetli Şan Ökten’i anarken, bir anlayışı, bir ahlakı, bir karakteri ve davaya adanmış bir ömrü hatırlamak ve anlamak gerektiğine inanıyorum.
Süleyman Korkmaz





