BeşiktaşBJK

Battal Durusel: “Hiçbir şey tesadüf değildi.”

Beşiktaş’ın efsane kaptanı Battal Durusel’i bugün kendi sözleriyle analım. Bu kulübün kültürünü, geleneğini, nasıl bir mayaya sahip olduğunu bir kez daha kendi sözleriyle dile getirsin.

Battal Durusel “Hiçbir şey tesadüf değildi, tıpkı Beşiktaşlı olmamız gibi.”

8 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Beşiktaş’ın efsane kaptanlarından Battal Durusel’i kendi sözleriyle anıyoruz.

Efsane kaptanın bu sözleriyle Beşiktaş’ı neden sevdiğimizi anlatmak için kupalara, şampiyonluklara, yıldız futbolculara ya da büyük transferlere ihtiyaç duymayız diyen Süleyman Korkmaz bu olguyu anlamak için ‘tek bir insanın hayatına bakmak bile bazen yeterli gelebilir.’ dedi.

Korkmaz’ın efsane kaptanlarımızdan merhum Battal Durusel’in tarihi bir güne dair anısı şöyle paylaştı.

“Soğuk odamda, küçük gelen yatağımdan güçlükle kalktım. Bugün 1 Mart 1975. Galatasaray’la şampiyonluk maçımız var.

Banyoda yüzümü yıkarken aynada yüzümün şişmiş olduğunu görüyorum. Bütün gece uyuyamamış, rüyamda maçı oynamıştım.

Banyodan çıkarken, İleride büyük odaları, büyük yatağı olan sıcak bir ev hayal ettim.

Mutfaktan çay kokusu geliyordu. Babamın karşısına oturdum.

Şampiyonlukta prim var mı? dedi.

Ne primi Baba? Yeter ki yenelim diye cevapladım.

Eczacıbaşı’nda oynayanlar iyi paralar alıyorlar, size bir şey yok mu?’ dedi.

Sen değil misin bizi Beşiktaşlı yapan? dedim.

Kahvaltıdan kalktım, salona geçtim. Pikapa zeplin koydum, underground müzik kulaklarımda yankılanırken, şarj olan bir pil gibi olduğumu hissediyordum. Black Sabbath, Cream, Pink, Floyd derken kendime geldim.

Malzeme çantamı doldurdum. Converse ayakkabılarım iyice eskimiş, altları silinmişti. Evden çıktım. Ziverbey’den Kalamış’a kadar yürüdüm.

Kalamış’ta Kozluca’nın Büfesi’nde Erol, Şansal,Hüseyin oturuyorlardı.

Ne olacak bugün? diye sordular.

Yeneceğiz, dedim.

Öğlen olmuştu, Hodoride hafif bir yemek yedim. Garson Aleko, elinde şekerli bir kahveyle geldi.

Hadi paşam, bu sana doping olur. Buraya galibiyetle dönün dedi.

Taksi tutacak param yoktu. Dolmuşla Kadıköy’e inerken, İleride güzel bir arabam ve çok param olması lazım, diye düşündüm.

Kadıköy vapuruna bindiğimde maça giden birçok tanıdık vardı. Beşiktaş’tan üç-dört kişi Harbiye’ye giden dolmuşa bindik. Maç havasını bulmuş insanlardı.

Spor Sergi’ye giden yolda, radyoevi önünde kuyruğa girilmişti. Bir gün herhalde yetkililer buraya büyük bir salon yapacaklardı.

Spor Sergi’nin kapısında amigo Şeref, hadi koçum dedi, sırtımızı sıvazladı.

Kaya ve Gökhan hakem ikilisi maçı başlattığında, her şeye hazır olduğumu, bekleyeceğimizi biliyordum.

Maçın sonunda hatırladığım,seyircinin korkunç uğultusu, bizim takımın iyi oyunu, Galatasaray’ın direnişi ve Amerikalı Williams’tan yediğim darbelerdi.

Ancak sonunda Beşiktaş, ilk Türkiye Ligi şampiyonluğunu kazanmıştı.

Maçtan sonra Karaköy’e ulaşmak için Harbiye’ye doğru yürürken ağrıyan kaburgalarıma ve soğuğa rağmen mutlu ve gururluydum.

Bugün geçilmesi gereken yollardan geçiyorduk. Umutluydum. İleride basketbol çok büyüyecek ve basketbolcular çok büyük imkanlara kavuşacaktı.

Dolmuş Karaköy’e gelmişti. Cebimde kalan son 50 TL’yi şoföre uzattım.

Karaköy rıhtımında hava karanlık ve soğuktu.
Ben ise mutlu ve umutluydum.

Bana da günümüzün paralar, evler, arabalar ile süslü salt profesyonel basketbolu mu, yoksa dünün az maddi, son derece manevi basketbolu mu diye sorarsanız?

Sizlere, her şeye rağmen Spor Sergi’nin taş, soğuk merdivenlerinden yorgun sırtımda malzeme çantam ile yağmur altında Harbiye’ye, otobüse binmek için yürümeyi, cebimdeki üç kuruş parayı bir dost muhabbettinde harcamayı ve lirik yaşamı hiçbir şeye değişmeyeceğimi söylerdim.”

Battal Durusel

Süleyman Korkmaz: “Beşiktaş’ın Gerçek Gücü Parası Değil, Mücadele Ruhudur”

Dikkati Çekenler

Başa dön tuşu